Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin açıklamasında, 2024-2025 döneminde kamuda 484 milyar lira tasarruf ve gelir dağılımında iyileşme sağlandığını, Türkiye’nin ekonomik şoklara karşı dayanıklılığının arttığını ve kamu yatırımlarının milli gelire oranının yüzde 1,8’e çıkarılacağını ifade etti. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da açıklanan enflasyon hedeflerinin kurumlar arasında eşgüdüm içinde belirlendiğini ve savaşın bu yıl enflasyona etkisinin 7 puana yaklaştığını söyledi.
(ANKARA) – Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin açıklamasında, 2024-2025 döneminde kamuda 484 milyar lira tasarruf ve gelir dağılımında iyileşme sağlandığını, Türkiye’nin ekonomik şoklara karşı dayanıklılığının arttığını ve kamu yatırımlarının milli gelire oranının yüzde 1,8’e çıkarılacağını ifade etti. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da açıklanan enflasyon hedeflerinin kurumlar arasında eşgüdüm içinde belirlendiğini ve savaşın bu yıl enflasyona etkisinin 7 puana yaklaştığını söyledi.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, açıklanan OVP’ye ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı ve açıklamalarda bulundu.
Karahan, enflasyon tahminlerine değindi ve şunları söyledi:
“Merkez Bankası’nın hedeflerinden daha yüksek bir hedef açıklandığı ifade edildi ancak bunlar eşgüdüm içerisinde birlikte belirlenmiş hedeflerdir. Dolayısıyla bu, bundan sonraki süreçte özellikle yönetilen ve yönlendirilen fiyatlarda eşgüdümün daha da güçlü olacağı mesajını da içeriyor. Revizyona baktığımızda, bir yıl içerisinde enflasyon gerçekleşmesinin hedefin üzerinde olması, bunun önümüzdeki yıla ve sonraki yıllara da bir miktar sarkan etkisinin bulunması revizyonun bir kısmını açıklıyor. Bir diğer kısmı ise küresel konjonktürde değişen dinamikleri yansıtıyor. Son yıllara baktığımızda arz şoklarının çok daha sık ve daha yüksek boyutlarda görüldüğü bir küresel ekonomiden bahsediyoruz. 2020’den bu yana baktığımızda bu durumu çok net görebilirsiniz. Önce pandemiyle başladı. Daha sonra tedarik zincirlerinde yaşanan dönemsel sıkıntılar, ardından ticaret savaşları ve bu yıl gerçekleşen fiziksel savaşlar ortaya çıktı. Bunların enflasyon dinamiğine ciddi etkileri oluyor.
Nitekim bu yıl da bu etkinin 7 puana yakın olduğunu hesaplıyoruz. Bu 7 puanın içerisinde çeşitli kalemler söz konusu. Enerji maliyetlerinin artmasından kaynaklanan doğrudan etkiler var. Ancak artan enerji maliyetlerinin dışında, bunun ulaştırma hizmetlerine yansıyan etkileri ve ulaştırma hizmetlerinin gıdadan birçok ürüne kadar yansıyan etkileri de söz konusu. Bunun dışında savaşın beraberinde getirdiği dinamiklerin, gübre gibi birçok tarımsal girdide yarattığı yukarı yönlü fiyat baskıları ve bunun enflasyon sepetine yansıyan etkileri var.
“PARA POLİTİKASININ ETKİ ALANINDAKİ KALEMLERDE OLUMLU GÖRÜNÜM VAR”
Yine temel mallarda, dayanıklı tüketim mallarında, petrokimya ürünleri ve petrokimyaya bağlı ürünlerde yukarı yönlü baskılar gördük. Bütün bunları genel olarak değerlendirdiğimizde 7 puana yaklaşan bir etki görüyoruz. Bunun dışında ciddi bir revizyon söz konusu ancak enflasyon görünümünde karamsarlığa sebep olacak bir revizyon olarak değerlendirmiyoruz. Enflasyon verilerine son dönemde baktığımızda, savaşın birçok olumsuz etkisine rağmen para politikasının etkileyebildiği alanlarda, özellikle talebe dayalı alanlarda enflasyon verilerinin olumlu geldiğini görüyoruz. Bunu temel mallarda görebiliriz.
Hem mal ve hizmet fiyatlarında yaşanan artışlara hem de kurda yıl içinde yaşanan gelişmelerin etkisine baktığımızda, bunlara kıyasla temel mal enflasyonunun daha düşük olduğunu görüyoruz. Bunun da talepteki dengelenmeyle uyumlu olduğunu, dolayısıyla para politikasının etki alanındaki kalemlerde başarılı olduğunu değerlendiriyoruz. Hizmet enflasyonunda aylık verilere baktığımızda bir katılık söz konusu. Ancak burada da esas ataletin görüldüğü hizmet ve eğitim gibi kalemlerde, önümüzdeki yıllara ilişkin görünümün daha olumlu olduğunu görüyoruz.
Öte yandan, toplamda yatay görünümün ulaştırma ve haberleşme kalemlerinden kaynaklandığını görüyoruz. Özellikle ulaştırma tarafında bunun savaş nedeniyle olduğu aşikar. Dolayısıyla bu seneki temel sapmanın sebebi, savaşın hem beklenenden daha şiddetli gerçekleşmiş olması hem de sürecin hala devam ediyor olmasıdır.”
ŞİMŞEK: “KAMU YATIRIMLARININ MİLLİ GELİRE ORANI YÜZDE 1,8’E ÇIKARILACAK”
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek de şunları söyledi:
“Yatırımlardan kesinti yapılarak kamuda tasarruf sağlandığı algısı doğru değil. Yatırımların milli gelir içerisindeki payında 2027 bütçesinde 2026’ya göre bir düşüş yok. Tam aksine, yedek ödenekte bulunan ve yatırımların hızlandırılması kapsamında kullanmayı planladığımız ödeneklerle birlikte milli gelire oranla kamu yatırımlarının payında cüzi de olsa bir artış söz konusu. Bu payı yüzde 1,8’e yükseltmeyi planlıyoruz. Dolayısıyla ‘Tasarrufu yatırımları azaltarak yapıyorsunuz’ ifadesi tam olarak gerçeklerle uyuşmuyor.
Kamuda tasarrufta bir başarı var. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın sunumunda da rakamlar ortaya konuldu. Burada güçlü bir irade var. Cumhurbaşkanımızın da güçlü bir iradesi var. Çünkü Cumhurbaşkanımız 2024 yılında bir tasarruf genelgesi yayımladı. Şimdi diyebilirsiniz ki daha önce de tasarruf genelgeleri yayımlandı, sonuç alınamadı. Bu defa çok farklı bir çerçeve oluşturuldu. Öncelikle çok güçlü bir izleme, denetleme, raporlama ve yaptırım çerçevesi oluşturuldu. Bunlar çok değerli hususlar.
“KAMUDA TASARRUF 484 MİLYAR LİRAYA ULAŞTI”
Burada Hazine ve Maliye Bakanlığı, yaptırım boyutu hariç olmak üzere izleme, denetleme ve raporlama boyutlarında çok güçlü bir fonksiyon üstleniyor ve sonuç alıyoruz. Tasarruf genelgesi kapsamındaki harcamalara bakarsanız, vatandaşlarımız biliyor ama hatırlatmak açısından tekrarlayayım. Burada kamu taşıtları, kamu binaları, haberleşme giderleri, seyahat giderleri, enerji, su, kırtasiye ve demirbaşlar gibi kamunun cari tüketiminin önemli kalemleri bulunuyor. Savunma tabii ki hariç.
Şimdi burada öncelikle şunu söyleyeyim: Rakamlar ortaya konuldu. Tasarruf genelgesinden önceki 10 yılda, az önce zikrettiğim bu kalemlerin bütçe içindeki payı yüzde 4,6’ydı. Bugün bu kalemlerin bütçe içindeki payı, 2025 sonu itibarıyla yüzde 2,9. Muhtemelen 2026’da da çok fazla değişmeyecek. Cari fiyatlarla baktığınız zaman bu tasarruf, 484 milyar liraya tekabül ediyor. Bu da aslında altı bakanlığın bütçesinden daha büyük bir tasarrufa tekabül ediyor. Onun için bunu önemsiyoruz.
“KAMUDA KİRALIK TAŞIT SAYISI YÜZDE 21 AZALTILDI”
Mesela vatandaşlarımızın sahada bize en çok ilettiği hususlardan bir tanesi kamuda taşıt kullanımı. Bir rakam vereyim, sizinle paylaşayım: 2025 yılında sözleşmesi sona eren kiralık araçlarda, yenilenen sözleşmeler kapsamında yeniden kiralanan taşıt sayısını yüzde 21 düşürdük. Yani 2025 yılında diyelim ki 100 taşıtın kiralama sözleşmesi bitti, yenilerken bunu 79 olarak yenilemişiz. Basitleştirmek için söylüyorum. Dolayısıyla burada çok güçlü bir tasarruf var. Doğru, yatırımlar boyutuyla bakarsanız sadece hizmet binası yapımlarını gözden geçirdik. Onları sınırladık. Ama zaruri haller dışında, yani deprem gibi birtakım kaygılar veya tespitler nedeniyle yenilenen binaları bir kenara bırakırsak, hizmet binaları da yatırıma giriyor. Bunların yenilenmesinde biz biraz temkinliyiz. Özellikle enerji ve su kullanımında ciddi tedbirler aldık. Bir taraftan yenilenebilir enerjiye, bir taraftan da LED dönüşümüne hız verdik. Dolayısıyla burada da bir tasarruf var. Bu önemli bir başlıktı.
“BÜYÜK ŞİRKETLERDE DENETİM ORANI YÜZDE 31,3’E ÇIKTI”
İkinci olarak bana yöneltilen önemli başlık kayıt dışılıkla mücadele hususuydu. Biz kayıt dışılıkla mücadele ederken samimi bir şekilde gönüllü uyumu önceliklendiriyoruz. Burada kayıt dışı kesimleri veya vergi dairesiyle uyumda sorun yaşayan kesimleri cezalandırma gibi bir yaklaşımımız, bir stratejimiz hiçbir zaman olmadı. Tespitlerimizde genelde mükellefe, ‘Lütfen git, düzelt. Bakın, bizim tespitlerimiz bunlar’ diyoruz. Hatta Vergi Denetim Kurulu şimdi yeni bir prensip, yeni birtakım ilkeler ortaya koydu. Biz önceden büyük veri analitiğini kullanarak, yapay zekanın da devreye girmesiyle tespitlerimizi mükelleflerimizle veya mükelleflerimizin temsilcileriyle paylaşıyoruz.
‘Bakın, tespitlerimiz bunlar. Biz denetlemeden önce siz düzeltmek isterseniz buyurun düzeltin’ diyoruz. Bu önemli bir husus. Peki denetim nerede yoğunlaşıyor? Sahada tabii bir algı farkı var ama büyük şirketlere yoğunlaşıyoruz. Her 100 büyük şirketin 31’ini denetliyoruz. 2026 yılı için konuşuyorum, büyük şirketlerde denetim oranı yüzde 31,3. Mesela 2024 yılında bu oran yüzde 11 civarındaydı. Dolayısıyla büyük şirketlerde denetim oranını üçe katlamışız.
“VERGİ GELİRLERİNİN MİLLİ GELİRE ORANI YÜZDE 17,9’A ULAŞACAK”
Orta ölçekli şirketlerde de denetimi artırmışız. Denetim oranı yüzde 3,6’dan yüzde 7,3’e yükseldi. Ama küçük ölçekli şirketlerde, toplumda böyle bir algı var, ‘küçüklerle uğraşılıyor’ diye, öyle bir şey yok. Küçük ölçekli şirketlerde denetim oranı 2024 yılında yüzde 2,1 iken bu sene yüzde 1,1’e geriledi. Dolayısıyla gönüllü uyum esas, rehberlik esas. Ancak burada tabii ki büyüklere bir yoğunlaşma var. Mesela gelir vergisi beyannamesi ciddi bir şekilde arttı. 3,8 milyon beyannameden 5,5 milyon gibi rekor bir düzeye ulaştık. Bu, vergi gelirlerine de yansıdı. 2022 yılında vergi gelirlerinin milli gelire oranı yüzde 15,4’tü. 2023’te yüzde 16,6’ya çıktı. 2026’da ise yüzde 17’nin üzerine çıktı. 2027’de bizim tahminimiz yüzde 18 civarındaydı. Tam rakam yüzde 17,9.
Bu arada şunun da altını çizmek istiyorum. Dolaylı vergiler genelde adil vergiler olarak görülmez. Vergide adaleti sağlamak için çok ciddi tedbirler aldık. Ve bu tedbirler sayesinde dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payını da azalttık. 2023 yılında dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı yüzde 65,5’e kadar çıkmıştı. 2026 için tahminimiz yüzde 60’ın, belki bir tık altına kadar inebilir. Yani yüzde 59 küsur, yüzde 60 civarı. Bu ciddi bir ilerleme. Hâlâ yüksek ama ciddi bir ilerleme söz konusu.
“OVP’NİN EN ÖNEMLİ KAZANIMI ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK”
Üçüncü başlık, ‘Bu program neyi başardı’ başlığı… Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız bence çok kapsamlı bir çerçevede değerlendirdiler ama müsaade ederseniz oraya bir iki hususu eklemek istiyorum. Programlar, küresel ve içerideki konjonktürle ilişkilidir. Programların performanslarını bundan bağımsız göremezsiniz. Hakikaten son birkaç yılda gerek bölgemizde gerekse küresel ekonomide çoklu şoklar yaşandı. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi neredeyse bir kriz fırtınası esiyor. Zor bir coğrafyadayız. Belirsizliklerin yüksek olduğu bir dönemdeyiz. İkinci Çin şokunun yaşandığı bir dönemdeyiz. Hakikaten zor bir konjonktür.
Bahane olarak bunları sunmuyorum size. Çok uzun yıllardır bakanlık yapan arkadaşlarınız olarak şunu söyleyeyim: Önceki dönemlere göre daha zorlu bir süreçle karşı karşıyayız. Küresel ticaretten jeopolitik gerginliklere, fiili çatışmalara kadar çok sayıda gelişme yaşanıyor. Bu programın bence en önemli getirisi, orta vadeli programların en önemli getirisi öngörülebilirliktir. Bu çok önemlidir. Öngörülebilirlikte bir artış var, değerli arkadaşlar. Evet, hedefler şöyle veya böyle tartışılabilir ama bu programlar öngörülebilirliği artırıyor, artırdı. Kural bazlı yaklaşım esas oldu. Proaktiflik esas oldu bu dönemde. Tamponları inşa ettik. Burada detaylı bir şekilde sunumda ifade edildi.
“TÜRKİYE’NİN ŞOKLARA KARŞI DAYANIKLILIĞI ARTTI”
Beyannamenin yeniden inşasından koşullu yükümlülüklerin azaltılmasına, bütçe disiplininin yeniden tesis edilmesine kadar ekonomide, bu zor coğrafyada ve bu zor dönemde ekonominin şoklara karşı dayanıklılığında ciddi bir artış var. Bu da rakamlara yansıyor. Burada bence en önemli hususlardan bir tanesi, programın bu dayanıklılığı artırma noktasında çok güçlü bir siyasi iradenin bulunması. Sayın Cumhurbaşkanımızın programı sahiplenmesi bu konuda çok değerli. Enflasyon bütün bu konjonktürlerde, bırakın düşmeyi, kontrolden çıkabilirdi; çıkmadı. Evet, arzuladığımız noktada değiliz. Başlangıçta hedeflerimiz tabii ki iddialıydı. Biz ataleti muhtemelen düşük ölçtük. Bakın, burada açık konuşalım. Ama samimi bir şekilde söylüyorum: Bu zor konjonktürde, enflasyonun özellikle 2023’te, bir deprem yaşanmışken, KKM’nin doğurduğu sonuçlar varken, EYT gibi gelişmeler yaşanırken kontrolden çıkmaması önemliydi. 2023’te ciddi şoklarla karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla burada, mesela temel mal enflasyonu yüzde 16’nın altına düşmüş. Aslında çok olumlu bir görünüm var. Ancak bazı alanlarda, özellikle kiralarda, eğitimde ve önceki dönemin birtakım düzenlemelerinin etkileri bu program dönemine taşındı. Cari açıkta kırılganlığın azalmış olması ve yapısal olarak bir bozulmanın olmaması bence çok değerlidir. 25 yıllık ortalamalara bakın, özellikle altın hariç baktığınızda düzelme çok daha ciddi boyutlarda.
“BRÜT DIŞ BORÇ STOKUNUN MİLLİ GELİRE ORANI YÜZDE 32’NİN ALTINA DÜŞTÜ”
Ülkenin brüt dış borç stokunun milli gelire oranında 25 yıllık tarihsel ortalama yüzde 44,5 civarındadır. Bugün yüzde 32’nin altına düşmüştür. Bu zor konjonktürde önemlidir. Yine brüt dış finansman ihtiyacının milli gelire oranı 25 yıllık ortalamada yüzde 20 civarındadır. Bugün yüzde 16 civarından bahsediyoruz. Bütün bunlar aslında Türkiye’nin kırılganlığının azaldığını gösteriyor. Cari açıktaki yapısal iyileşme, borçlardaki düşüş, dış finansman ihtiyacındaki düşüş… Bunlara mutlak rakam olarak bakılmaz. Milli gelire oran olarak bakılır.
“GELİR DAĞILIMINDA İYİLEŞME SAĞLANDI”
Gelir dağılımında iyileşme var mı? Bu program döneminde iyileşme var. Gelir dağılımında daha da iyileştirme olmalı mı? Tabii ki. Zaten önemli hedeflerimizden bir tanesi de bu. Ama gelir dağılımında bir iyileşme var. Gini katsayısına bakın, göreceksiniz. KKM önemli bir koşullu yükümlülüktü. Oradan çıkış önemliydi bizim açımızdan. Vatandaşlarımızın, bütün bu şoklara rağmen, geçmişe oranla döviz talebi, yani liraya olan güveni çok farklı bir noktada. Bütün bunları ben programın kazanımları olarak görüyorum. Yani olayın sadece birkaç hedefin takibi şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğine inanıyorum.
“İHRACAT KREDİLERİNİN TOPLAM KREDİLERDEKİ PAYI YÜZDE 12’YE YAKLAŞTI”
Finansmana erişimi selektif, yani seçici olarak, üretken kapasiteyi destekleyecek nitelikte çok güçlü bir şekilde, belki de hiçbir dönemde olmadığı kadar destekliyoruz. KOBİ kredilerinin toplam krediler içerisindeki payı uzun vadeli ortalamalara bakarsanız yüzde 24,6, yani yüzde 25 diyelim. Bugün yüzde 27. Yani KOBİ’lerin finansmana erişimi artmış. 100 liralık bir kredi sistemi varsa, eskiden bunun 24-25 lirası KOBİ’lere giderken şimdi 27 lirası KOBİ’lere gidiyor.
İhracat kredilerinin toplam krediler içerisindeki payı uzun vadeli ortalamada yüzde 6,3 iken, bugün neredeyse yüzde 12 civarlarına çıkmış durumda. Bunların hiçbiri tesadüf değil. Çünkü reeskont kredilerinin günlük limitini 17 kat artırdık. Enflasyonun iki kat bile artmadığı bir dönemde siz bir kredinin limitini 17 kat artırıyorsanız, bu şu demektir: Bu hükümet hakikaten ihracatı, dolayısıyla sanayi üretimini önceliklendirmiş demektir. Burada Merkez Bankamızın desteği de değerli. Reeskont kredi faiz oranları yüzde 23,9 gibi, yani enflasyonun oldukça altında. Bankaların aldığı 1-1,5, bazen 2 puanlık ilaveler var. Dolayısıyla kredi maliyeti yüzde 25-26 arasına geliyor ama o bile enflasyonun oldukça altında.
“ÇİFTÇİLERE 2025’TE 661 MİLYAR LİRALIK KREDİ DESTEĞİ SAĞLANDI, 2026’DA DAHA FAZLA OLACAK”
Yine tarımsal üretim burada çok öncelikli bir konu. Bu konu ekonomik güvenlik kapsamında da ele alındı. Çiftçilerimize 2025 yılında, 2026’da daha fazla olacak, 956 bin çiftçimize 661 milyar liralık kredi vermişiz. Ziraat Bankamız, Hazine’den bu krediyi verirken yüzde 40,5 faiz uygulamış, yüzde 40 civarı. Biz çiftçimize ise yüzde 12 olarak yansıtmışız. Tabiri caizse Hazine, o faizin önemli bir kısmını ödemiş. Bu sene yıllıklandırılmış olarak söylüyorum; son bir yıl içerisinde çiftçimize 244 milyar lira faiz sübvansiyonu vermişiz. Bunlar gerçekten büyük rakamlar.
Benzer şekilde esnafımız da Halkbank üzerinden sübvansiyonlu kredi kullanıyor. Bunun faizinin yarısını Hazine karşılıyor. Burada 3-5 esnaftan bahsetmiyoruz. 2025 yılında örneğin 258 bin esnafımız bu kredilerden yararlanmış. Yatırım konusunda da hükümet olarak, özellikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın çok güzel bir çalışması oldu. Oturduk, Türkiye’de arz anlamında yeterli olmayan alanlara baktık. Orta-yüksek ve yüksek teknoloji alanlarında ürünler belirlendi ve listelendi. Bu ürünlerden herhangi birisini belirli bir ölçekte kim üretecekse, ‘Gelsin, 10 yıl vadeli, 2 yıl ana para ödemesiz kredi vereceğiz’ dedik. Bu kredilerin faizleri piyasa faizinin üçte biri ile yarısı düzeyine kadar düşebiliyor.
Şimdi bütün bunlar aslında sanayimizin içinden geçtiği bu zorlukları aşmak için kullanılıyor. Yatırım kredileri dönüşüm için de kullanılıyor. Sanayide dönüşüm için finansman sağlıyoruz. Bütün boyutlarıyla aslında destekliyoruz.”
Çankaya Manşet, “Başkentin Kalbinden Güncel Manşetler” anlayışıyla Ankara’nın merkezinden yükselen en önemli gelişmeleri anlık, tarafsız ve güvenilir şekilde sunan; gündemi yakından takip eden güçlü bir haber platformudur.
Yorum Yap